Kazakistan 1

Şubat 24, 2021






Şimdi başlayalım en baştan, Kazakistan denildiğinde aklınıza yıkılmış, duvarlara harabe evler, eski kafalı insanlar geliyor aklınıza değil mi ?

Ben de uçaktan ilk indiğimde öyle zannetmiştim. Yaşadığım şehir Türkistan; Orta Asya'nın en eski şehirlerinden birisydi. Benim gittiğim zamanlarda yeni yeni gelişmeye yani modernlik konusunda adım atılmaya başlanmıştı.

Neyse başa dönüyorum uçaktan ilk indiğimde Shymeknt havalimanında sadece 1 güvenlik ve 2 adet pasaport kontrol noktası vardı. Kontrol noktasındaki adam beni ilk gördüğünde ''sakkal'' diye soru sordu. Ben de acaba bu ne diyor falan filan derken eliyle olmayan sakallarını gösterdi. Heee, demek sakaldan bahsediyor. Eee ne var bunda dedim -tabi içimden- neyse güle güle bir şekilde onay aldık geçtik valizleri beklemeye. Valizler öyle yürüyen makineler olur ya onun üzerinde gelmiyor. Görevliler elleriyle uçaktan havalimanın içerisindeki görevlilere teslim ediyor. Valizimi sanki yere bir şey düşürmüş gibi havalimanı içerisinde aradım. Nihayet buldum tabi. Aldık çıktık, dışarıda bizi bekleyen üniversitenin ikinci sınıf öğrencileri var. Aldılar bizi bir otobüse gidiyoruz saat 05:30 civarları.













Yavaş yavaş hava aydınlanmaya başlıyor tabi o sırada Shymkent'ten çıktık evlerin, lambaların ışıkları kayboldu, hava aydınlanınca gözümü açtım ve sağda solda resmen bozkır vardı. Hani Konya - Nevşehir arası bozkır olur ya heh işte ondan daha belirgin bozkırı düşünün.. Atlar ve hayatımda ilk kez gördüğüm kara koyunları gördüm.. Otobüsten birkaç öğrenci tuvalet ihtiyacını gidermesi için mola verilmesini istedi. Neyse bir yere çektiler otobüsü, e hani tuvalet ? 5 metrekarelik bir duvar içerisinde bir tuvalet...

Herkes işlerini halletti tekrar hareket ettik. Tabelalardan bir şey anlamıyordum çünkü hepsi Kiril alfabesiyle yazılmıştı. Zaten 2018 yılında Kazakistan'ın Latin alfabesine tamamen geçtiği yasalarla karar verilmişti.. Şu an sanırım birçok yer Latin alfabesiyle dolu. Bence böylesi daha hoş.







Türkistan'a geldik ama o dönem hazırlık sınıfı öğrencileri Türkistan'ın bir köyünde kalacakmış. Köy dediğime bakmayın aslında bir sürü süpermarket, elektronik aletleri bulabileceğiniz mağaza, bowling salonları, eğlence salonları vs.

Köye ilk girişimizde kendimi berbat hissettim. O duyguyu kim anlar bilemiyorum ama oturup ağlayasım geldi.. Nereye geldim ben, daha dün evimdeydim diye en az 2-3 saat kendimi sorguladım. Acaba paralel evrende miyim falan...

1-2 hafta geçti düzeni yavaş yavaş oturtmaya başladık. Bir odada 4 kişi kaldık tabi bu zamanla adaya veda eden arkadaşlarımız olduğu için 2'ye düştü..

Bir arkadaşımız bir din tarikatına katıldı, bir arkadaşımızın zaten psikolojik olarak ciddi sorunları vardı..

Biz kaldık Emre abimle baş başa.. Emre abim.. Çok sevdiğim, ciddi manada aynı anneden olsak anca bu kadar sevip , sayabileceğim bir insan. Halen de sık sık konuşuruz, görüşürüz. Çok değerli bir ibnsan.

Kendisiyle her konuda aynı düşünüyorduk, hiç abartmıyorum onun düşündüğü şeyi aynı anda ben de düşünüyordum. Her yere beraber gidip, beraber geliyorduk. Ya düşünün o gün okula gitmezse ben de gitmiyordum ayrı sınıflarda olmamıza rağmen.. Neyse ki bu ülkenin bana kattığı nadide parçaların başında o gelir.

Haftasonu güzel köyümüzde biraz turladık. Köy dediğime bakmayın demiş miydim ? Evet demişim pardon... Köy köy değil resmen cennet. Rastgele bir sokakta gezerken hadi bir kafeye girelim dedik. Girdik, masada bekliyoruz işte garson falan gelirse derdimizi bir şekilde anlatıp siparişi verelim diye. Yani kafenin bahçesinde oturuyoruz diyelim. 15-20 dakika oldu gelen giden yok.. Yanımda abi gidiyim bir içeriye bakayım dedi. Gitti, aradan 10 saniye sonra koş la koş bebe diye bağırdı ( has angaralı ), abi ne oldu ne var içeride niye koşuyoruz dedim. La içeride mafya toplantısı var, Rus kızları var, kaç çabuk öleceğiz yoksa dedi. Merdivenden üçerli inerek kaçtık. Zamanla öğrendik ki o restoran bir bar & kumarhane tarzı bir restoranmış.....




Restoranların çoğu güzel ve çoğu restoran da etli yemekler yapıyorlar. Yani 1-2 tane falan vardır sanırım tavuk özelinde yemekler yapan.. Çok lezzetli yemekleri vardır. Hiç yemedim ama arkadaşlarım şaşlık yemişler. Şaşlık, Türkiye'nin Adana Kebabı gibi düşünün. Şişe etleri diziyorlar ve yiyorlar. Bitti.




Yurda döndük, her akşam yurdun girişinde konferans salonunda bütün milletten öğrenciler ders çalışır. Kazak öğrenciler bizlere Kazakça ve Rusça öğretir ; bizler de onlara yada diğer milletlere Özbek, Rus, Tatar, Kırgız gibi milletlere Türkçe ve İngilizce konusunda yardım ederdik. Görüp görebileceğim en güzel ortamdı.. Ben uzağa çekilirdim kulaklığımı takardım ve alfabeyi öğrenmeye çalışırdım..

Çok gizemli olduğumu söylerlerdi ama asla öyle değildim tam tersi açılmayı bekleyen birisiydim. Birisi gelip beni açmalıydı. Ve birisi geldi.....




Devamı bir sonraki yazımda olacak :)












Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.
Night Mode